Siz bilmezsiniz belki, Kabataş’tan fünikülere inen
merdivenlerin ağzı pek sıkıdır.
Sol kulaklığım
düşmüş, boyunluğuma dolanmış. Ellerim de dolanıyor özenerek ona. Termosumun
yeşiline bakıyorum, mutluluk uzakta değil deyiveriyor. Kitabım acemice
kalakalmış kolumun altında. Ah be kadın! Ne acelen vardı da kaldırdın beni apar
topar sıcacık vapurun en tatlı koltuğundan. Cam kenarlarını sevmeye
başlamalıyım artık. Kokular gelmeye
başladı, bitiyor demek merdivenler. Bir zeytinli açma harika gider şimdi.
Nereye düşüyor şu bozukluklar, hey allahım! Bir zeytinli açma rica edebilir
miyim, diyorum kibarlığıma şaşarak. Hah burdasın seni küçük yaramaz! Uzanan
elim asılı kalıyor havada. Göze bal sürülebilir mi, şaşıyorum taa içten. Sıcak renkleri eksik öğrenmiş olmalıyız
küçüklüğümüzde. Mideme o zeytinli açmayı nasıl sığdıracağım bu kadar küçülmüşken.
Bakışlar için özel bir kurs mu var acaba, diyorum. Ne güleriz olsa hocası siz
olurdunuz dese. Şaşkınlığımdan kızarıveriyorum. Yanaklarınıza mı döktünüz
kahveyi, diye soruyor böyle kocaman açmış gözlerini. Çay içiyorum, diyorum. Bir
gülme alıveriyor. Kolumda kitabım var diye kucağında kedisi, karcı kahveci
kızlardan gibi görünüyorum demek. Kapağını açıyorum, bastırsın diye taze pişmiş
hamur kokusunu bergamotlar. Yeşil iyi gelecek sana, diyorum. Mutluluk çok
uzakta değil. Parmaklarımı boynuna koyuyorum, tam üstüne şah damarının. Küçük
bir dokunuş, taş çatlasa 2 saniye ve 16 salise sürmüş olabilir. Çok güzel
öpüşüyorsun deyiveriyor, gözleri yeşilde. Domates reçelini denemelisin,
diyorum. Şimdi gitmeliyim, diyorum. Yeşil onun parmaklarına dokundukça irkileceğim,
bunu bilerek gülümsüyorum. Hem zaten çay sindirime zararlı diyorum, aşklardan
sonra en az bir saat geçmeli.
- Ezgi Okur
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder