Duyuru

Son çıkan sayı: 3 (Şubat Son)

Son yazı: Düş Üç

Güncelleme: 28.02.2014, 23.25

28 Şubat 2014 Cuma

1



Mavi Kus by Bülent Ortaçgil on Grooveshark
Şundan kesinkes eminim ki; yaşadığı süre boyunca eline bir kez direksiyon değmiş ve bir tünele girmiş olsaydı eğer yanlış şeritten gelen bir kamyonun farlarına benzetirdi küçük kızın parlayan gözlerini. İlk onları görmüş ve ardından farkındalığı gelmişti bambaşkalığının. Her gün sokakta gördüğü diğerlerine hiç mi hiç benzemiyordu küçük kız, ona doğru bakıyor ve yönünü şaşırmasına neden oluyordu bakışları. Eli ona doğru uzandığında başına geleceklerden habersizdi elbette. Küçük kız ona çok yakın bir yerleri işaret edip bir şeyler söylediğinde fark etti yanındaki diğerlerinden birini: “Bulutlar iç içe ve her an başka bir resim oluyorlar…” Az ötelerine onları gözetlemek için yerleşirken yerdeki ekmek kırıntısıyla oynuyormuş gibi yapmayı da ihmal etmedi tabii. Kızın gözlerinde bambaşka bir şey vardı ve sık rastlanmadığı aşikardı. Anlamadığı bu dildeki konuşmaları duyuyor fakat  aldırmıyor, yalnızca izliyordu kızı. Bakışlarla arası pek yoktu ama içeriyi görebilmekte bir usta olduğu söylenebilirdi. Kızın kalbinin kapılarının yavaşça açıldığını fark edebiliyordu fakat içeri dolan havanın temiz olmadığına yemin bile edebilirdi. Bir şeylerin ters gittiğini anladı o an. Kız büyülenmişçesine dinliyordu yalnızca diğerlerinden biri olan o sıradan çocuğu. Çocuğun ağzından çıkan her kelime bir zehir gibi doluyordu akciğerlerine kızın. Onu böyle bırakamazdı, zira parktan kalktıklarında da sürdürdü peşlerinden gitmeyi. Çok da uzak sayılmayan bir apartmanın 2. Katına çıktılar küçük kız ve sıradan çocuk. Yatak odasının penceresine bakan mabet ağacının yüksek bir dalına güç bela tüneyip, olacakları seyre koyuldu. Çocuk kıza yaklaştıkça konsantrasyonu  artıyordu havadaki kirliliğin. Bundan mı renk değiştiriyordu kızın yanakları? Kötü şeyler olacağını seziyor fakat biliyordu da orada olmaması gerektiğini. Endişe ile etrafta dolanarak geçirdi geceyi. Tekrar ağaçtaki yerini aldığında gün aydınlanmıştı. Kızın gözlerini açışına şahit olacağını sanarken koca bir boşluk buldu aradığı yerde. Yanaklarına akan sıvılar parlaklığın bileşeni olmalı diye düşündü; onlar aktıkça yok oluyordu çünkü o nadir bulunan şey. Buna dayanamazdı, kesesini hava yerine cesaret ile doldurup kızın penceresinden içeriye daldı. Akan tüm sıvıları içecek ve saklayacaktı onun için. Gözlerinin parlaklığını geri verecek ve çok sevecekti onu. Tam sırasıydı, evet, emindi bundan. Kız onu görür görmez bir çığlık attı inceden. Hayaller hızla ölürken oracıkta, anlam vermeye çalıştı olanlara. Üzerine doğru gelen şeyi fark etmedi bu sersemlikle ve yavaş çekim oldu ölümü mavi kuşun. Pencereye çarptığında canlıydı hala; kanatlarının kırıldığını hissetti önce, inişe geçerken gerçekleşti tatsız duruşu kalbinin.

Bilmiyordu; kız aldığı tüm kirli havayı nefes vererek atabiliyordu çift yönlü akciğeri sayesinde, oysa onunki minik ve tek yönlüydü. Bir kez kirli havayı aldığında kurtuluşu söz konusu bile olamazdı mavi kuşun.

Bilmiyordu; o gün yanlış bir şeyler olduğunu seziyor, fakat suçu kalbinde aramayı düşünmüyordu asla.

Mavi kuş bilmiyordu bunları. Bir aşık küçük kız kadar aptal oluyordu kuşlar çünkü. Ve ölümleri işte böyle aptal bir aşktan oluyordu.


- Ezgi Okur


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder