Duyuru

Son çıkan sayı: 3 (Şubat Son)

Son yazı: Düş Üç

Güncelleme: 28.02.2014, 23.25

28 Şubat 2014 Cuma

Düş Üç, Şubat Son

Düş Üç

Şubat Son

Yazanlar
Ekin Özek
Ezgi Okur
Göksu Yıldırım


"Adults follow paths. Children explore."

______________

Yazıları okumak için aşağıdan Bir, İki vb. başlıklara tıklayabilirsiniz. Yazıyı okumadan önce üstündeki, Grooveshark veya Youtube ile yüklenmiş şarkıyı başlatmayı unutmayın.

BİR - Öykü
İKİ - Öykü
ÜÇ - Öykü
DÖRT - Şiir
BEŞ - Şiir

5

Karli Kayin Ormani by Zülfü Livaneli on Grooveshark

Geride Yalnız Kayınlar

Ve parıltı ışıltılı kar taneleri
Ve devrim günlükleri
Ve kızıl
Ve yalnız bir adam
adam ki yalnız ağaçlar boyu

Fakat banliyösü ve ırgatları
Ve medeniyet ören anne elleri
Ve sökülen tırnaklarıyla feodalin
Çok güzelsin, karlı gecelerde
Karlı dallarda sen, her şeye rağmen, moskov

Güzel moskova, sende bir eksiklik var
Sen kalpsiz kadınsın sanki
Yıllarımı yaşlarımı sunduğum.
Eksiksin ve güzelsin moskov
Memleketimden eksiksin

Ki imkansızsa da artık çamlıca
Yahut imkansızsa artık
Irgat hasanla laflamak
Ya da artık mümkünatı yoksa 'hain' zamanlarını affedebilmem
Sen yine de kanımı yapan, kalbimi yaratan memleketim kadar eksiksin

Karda kalır ayak izim
Ölümden gayrı bir şiirim kalır belki
Ne sevda, ne dava gelmez benle
Kalır, kalır kayınlarla ve senle
Moskova

                      - Ekin Özek

4

Destina by Yeni Türkü on Grooveshark

yazılı yanılsaması

İki kez fazla yaşıyorum
Çok daha hızlı yaşlanıyorum.
Görmez oldum ya, duymuyorum
Senin rüyalarını, düşünü yaşıyorum

Seni yaşıyorum

Yıldızlar, yakın duruyorlar pencerenden
Yatağının ucunda, yanıbaşında
Işıkları uzanmıyor birbirlerine
Çığlıklarını işitmez

Martıdan uzun kuğudan kısaymış ömrün
Sonsuz denizler ve kara göller
kadar ayrık birbirinden
Sahiplendiğin zevkin,
kokladığın ekmeğin
ve gözlerin

Benden aldıkları gözlerin
Sen ve sensin, benden uzak
ki masallardan kopuk bizim kaderimiz

Ne sen prensessin,
ne de gizlere b
ulanmış hikayemiz

                      - Ekin Özek

3



Hızla ilerliyor, yüzüne sertçe çarpan rüzgarla saçları havalanıyor, gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu. Yolu uzun değildi ama henüz başlarken attığı geri dönülmez adımla beraber gelip yerleşmişti şüphe beynine. Yola çıkarken tereddüte fırsat vermemişti ama bu tereddütsüz olmakla aynı anlama gelmezdi her zaman, görmezden gelmişti var olanı sadece. Ama işte, çıkmıştı yola ve geri dönemezdi artık. Önemli olan yolculuk değil varacağı yerdi ya, yine de yolculukta da biri olsun isterdi hep yanında. Hoş, birileri olsa yola çıkmazdı en başta. Telefonunu bile kapamıştı çıkmadan, birinin arayacağı olduğundan değil de… Hem varacağı yerde muhtemelen çekmezdi de telefon.

Pişmanlık kendini gösterdiği sırada yer şekilleri gözlerinin önünden takip edemediği hızda akıyor; kalbi, daha o havadayken güneş açan kar tanesi kadar hızlı atıyordu. Çaresiz hissediyordu yola çıkmadan önce kendini, neredeyse çaresiz belki daha da doğrusu, tek çaresi olduğuna inandığı bu yolculuktayken ise o zamanki duyguları çoçukken aşık olmak gibi geliyordu ona. Bulunduğu andaydı asıl çaresizlik, yolculuğun ilk adımını asla atmamış olmayı, geri dönmeyi istiyordu o anda, başka bir an olmadığını idrak ederken. Rüzgar, kapalı gözlerinden sızan göz yaşını alıp savuruyor; ne yapacağını bilemezken ağlamasına bile izin vermiyordu.

Başka bir araç seçseydi yolculuk için, acaba farklı olur muydu bir şeyler? Hava değil de deniz yolunu tercih etseydi mesela, yolun sonuna kadar gitmeden geri dönme şansı olabilirdi belki. Umutsuzluk ve çaresizlik, yok edicisi olacağını sandığı bu yolculukta bu sefer gerçek yüzleriyle karşısındaydı. Eski duyguları birer ön izlemeydi sadece, birer eşantiyon. Vitrin arkasından hissetmişti sadece onları. Şimdiyse giyiyordu hepsini ve duyguların bedeni onun için fazlasıyla küçüktü. Sıkıyorlardı bir kere, rahatsızdılar, etiketleri kaşındırıyordu. O kadar sıkı oturmuşlardı ki üzerine, çıkaramıyordu.


Sonra, yolun sonuna geldi. Etraftan yükselen çığlıklarla beraber hızla yere çarptı. Üstündekiler, kana bulandı.

- Göksu Yıldırım

2



Siz bilmezsiniz belki, Kabataş’tan fünikülere inen merdivenlerin ağzı pek sıkıdır.


Sol kulaklığım düşmüş, boyunluğuma dolanmış. Ellerim de dolanıyor özenerek ona. Termosumun yeşiline bakıyorum, mutluluk uzakta değil deyiveriyor. Kitabım acemice kalakalmış kolumun altında. Ah be kadın! Ne acelen vardı da kaldırdın beni apar topar sıcacık vapurun en tatlı koltuğundan. Cam kenarlarını sevmeye başlamalıyım artık.  Kokular gelmeye başladı, bitiyor demek merdivenler. Bir zeytinli açma harika gider şimdi. Nereye düşüyor şu bozukluklar, hey allahım! Bir zeytinli açma rica edebilir miyim, diyorum kibarlığıma şaşarak. Hah burdasın seni küçük yaramaz! Uzanan elim asılı kalıyor havada. Göze bal sürülebilir mi,  şaşıyorum taa içten.  Sıcak renkleri eksik öğrenmiş olmalıyız küçüklüğümüzde. Mideme o zeytinli açmayı nasıl sığdıracağım bu kadar küçülmüşken. Bakışlar için özel bir kurs mu var acaba, diyorum. Ne güleriz olsa hocası siz olurdunuz dese. Şaşkınlığımdan kızarıveriyorum. Yanaklarınıza mı döktünüz kahveyi, diye soruyor böyle kocaman açmış gözlerini. Çay içiyorum, diyorum. Bir gülme alıveriyor. Kolumda kitabım var diye kucağında kedisi, karcı kahveci kızlardan gibi görünüyorum demek. Kapağını açıyorum, bastırsın diye taze pişmiş hamur kokusunu bergamotlar. Yeşil iyi gelecek sana, diyorum. Mutluluk çok uzakta değil. Parmaklarımı boynuna koyuyorum, tam üstüne şah damarının. Küçük bir dokunuş, taş çatlasa 2 saniye ve 16 salise sürmüş olabilir. Çok güzel öpüşüyorsun deyiveriyor, gözleri yeşilde. Domates reçelini denemelisin, diyorum. Şimdi gitmeliyim, diyorum. Yeşil onun parmaklarına dokundukça irkileceğim, bunu bilerek gülümsüyorum. Hem zaten çay sindirime zararlı diyorum, aşklardan sonra en az bir saat geçmeli.

- Ezgi Okur

1



Mavi Kus by Bülent Ortaçgil on Grooveshark
Şundan kesinkes eminim ki; yaşadığı süre boyunca eline bir kez direksiyon değmiş ve bir tünele girmiş olsaydı eğer yanlış şeritten gelen bir kamyonun farlarına benzetirdi küçük kızın parlayan gözlerini. İlk onları görmüş ve ardından farkındalığı gelmişti bambaşkalığının. Her gün sokakta gördüğü diğerlerine hiç mi hiç benzemiyordu küçük kız, ona doğru bakıyor ve yönünü şaşırmasına neden oluyordu bakışları. Eli ona doğru uzandığında başına geleceklerden habersizdi elbette. Küçük kız ona çok yakın bir yerleri işaret edip bir şeyler söylediğinde fark etti yanındaki diğerlerinden birini: “Bulutlar iç içe ve her an başka bir resim oluyorlar…” Az ötelerine onları gözetlemek için yerleşirken yerdeki ekmek kırıntısıyla oynuyormuş gibi yapmayı da ihmal etmedi tabii. Kızın gözlerinde bambaşka bir şey vardı ve sık rastlanmadığı aşikardı. Anlamadığı bu dildeki konuşmaları duyuyor fakat  aldırmıyor, yalnızca izliyordu kızı. Bakışlarla arası pek yoktu ama içeriyi görebilmekte bir usta olduğu söylenebilirdi. Kızın kalbinin kapılarının yavaşça açıldığını fark edebiliyordu fakat içeri dolan havanın temiz olmadığına yemin bile edebilirdi. Bir şeylerin ters gittiğini anladı o an. Kız büyülenmişçesine dinliyordu yalnızca diğerlerinden biri olan o sıradan çocuğu. Çocuğun ağzından çıkan her kelime bir zehir gibi doluyordu akciğerlerine kızın. Onu böyle bırakamazdı, zira parktan kalktıklarında da sürdürdü peşlerinden gitmeyi. Çok da uzak sayılmayan bir apartmanın 2. Katına çıktılar küçük kız ve sıradan çocuk. Yatak odasının penceresine bakan mabet ağacının yüksek bir dalına güç bela tüneyip, olacakları seyre koyuldu. Çocuk kıza yaklaştıkça konsantrasyonu  artıyordu havadaki kirliliğin. Bundan mı renk değiştiriyordu kızın yanakları? Kötü şeyler olacağını seziyor fakat biliyordu da orada olmaması gerektiğini. Endişe ile etrafta dolanarak geçirdi geceyi. Tekrar ağaçtaki yerini aldığında gün aydınlanmıştı. Kızın gözlerini açışına şahit olacağını sanarken koca bir boşluk buldu aradığı yerde. Yanaklarına akan sıvılar parlaklığın bileşeni olmalı diye düşündü; onlar aktıkça yok oluyordu çünkü o nadir bulunan şey. Buna dayanamazdı, kesesini hava yerine cesaret ile doldurup kızın penceresinden içeriye daldı. Akan tüm sıvıları içecek ve saklayacaktı onun için. Gözlerinin parlaklığını geri verecek ve çok sevecekti onu. Tam sırasıydı, evet, emindi bundan. Kız onu görür görmez bir çığlık attı inceden. Hayaller hızla ölürken oracıkta, anlam vermeye çalıştı olanlara. Üzerine doğru gelen şeyi fark etmedi bu sersemlikle ve yavaş çekim oldu ölümü mavi kuşun. Pencereye çarptığında canlıydı hala; kanatlarının kırıldığını hissetti önce, inişe geçerken gerçekleşti tatsız duruşu kalbinin.

Bilmiyordu; kız aldığı tüm kirli havayı nefes vererek atabiliyordu çift yönlü akciğeri sayesinde, oysa onunki minik ve tek yönlüydü. Bir kez kirli havayı aldığında kurtuluşu söz konusu bile olamazdı mavi kuşun.

Bilmiyordu; o gün yanlış bir şeyler olduğunu seziyor, fakat suçu kalbinde aramayı düşünmüyordu asla.

Mavi kuş bilmiyordu bunları. Bir aşık küçük kız kadar aptal oluyordu kuşlar çünkü. Ve ölümleri işte böyle aptal bir aşktan oluyordu.


- Ezgi Okur


25 Şubat 2014 Salı

Düş Üç 3...


"Şundan kesinkes eminim ki; yaşadığı süre boyunca eline bir kez direksiyon değmiş ve bir tünele girmiş olsaydı eğer, yanlış şeritten gelen bir kamyonun farlarına benzetirdi küçük kızın parlayan gözlerini."  Ezgi Okur


Düş Üç'e az kaldı.

                          Şubat 25, İşteş Gezen Fiiller - Uyan



26 Ocak 2014 Pazar

Yeni Sayı

Şubat sonunda yeni bir sayı sizleri bekliyor olacak.

3. sayımızda hepimiz birer şarkıyı yazımıza soundtrack ederek yazacak, şarkılar belirlendikçe de burada paylaşıyor olacağız.

Görüşmek üzere.